merhaba

Etki alanı, ilgi alanı mı?

Kategori: Belirtilmemiş

    ALİ ÜNAL

07.08.2006  PAZARTESİ


     Etki alanı, ilgi alanı mı?

 

   Ali Şeriati, Sorbonne’da doktora yaparken yaşadığı bir hadiseyi şöyle anlatır: “Fakülte kantininde İsrailli bir öğrenci gazete okuyor, ben de gazetenin bana dönük sayfasında Bolivya (Peru veya Şili?)’da meydana gelen darbenin haberini okumaya çalışıyordum.

   İsrailli öğrenci bana bakarak, “Sana ne bir Güney Amerika ülkesindeki darbeden?” dedi. Onun ne okuduğunu sordum; döviz fiyatlarına baktığını söyledi ve ilave etti: “Bak, ben şimdi İsrail’e gideceğim. Dövizdeki her türlü oynama benim yol parama tesir edecektir. Ya bir Güney Amerika ülkesindeki darbenin sana ne etkisi olacak?” Şeriati bu hatırasını yorumlarken, “Bir insan olarak bizi dünyanın herhangi bir ülkesindeki darbe mi, yoksa döviz fiyatlarındaki oynamalar mı daha çok ilgilendirmeli?” diye sorar.  

   Uzun yıllar önce Sızıntı dergisinde Fatih Aydın imzalı ‘Etki Alanı, İlgi Alanı’ başlıklı çok güzel bir yazı yayınlanmıştı. Hepimizin ilgi ve merak alanımız, bir de etki alanımız vardır. İnsan olarak pek çok şeyi merak eder, pek çok şeye ilgi duyar, “ilmin hocası olan merak”ımızı gerekli gereksiz, faydalı faydasız bilgi ile tatmine çalışırız. Özellikle medya, ilgi alanımızın sınırlarını daha da genişletmektedir. Oysa, fertler olarak etki alanımız sınırlıdır. Acaba ilgi ve merak alanımızı etki, yani inşa ve tamir veya müsbet faaliyet alanımızla, İsrailli öğrenci gibi fayda alanımızla sınırlamamız mı daha insanîdir, yoksa ilgi ve merak alanımızı olabildiğince geniş tutmamız mı daha insanîdir?

   Bu çok önemli soruyu kanaatimce himmet alanı, gayret alanı çerçevesinde cevaplayabiliriz. Yaratıcı tarafından verilmiş ve miktarını, ne zaman biteceğini bilemediğimiz bir ömür sermayemiz var; ayrıca çok önemli sorumluluklar altındayız. Her bir fert, bu sorumluluklar temelinde himmet alanını olabildiğince geniş tutmalı, insanlık tarihine yön veren, yön değiştiren akımların genellikle bir kişiyle başladığı gerçeğinden hareketle, “Ben varsam, dinim de, davam da vardır, ülkem de vardır, insanlık da, hattâ kâinat da vardır!” demeli, dinine, davasına, milletine, insanlığa gelen musibetleri kendinden bilmeli, Arşimet gibi, bir destek noktası bulduğunda dünyayı yerinden oynatabilecek, yörüngesinden sapmış dünyayı yörüngesine oturtacak, hattâ bu destek noktasını bulabilecek bir azim ve kararlılık içinde olmalıdır. Buna karşılık, insan olarak sınırlı bir güce, sınırlı potansiyellere sahip bulunduğumuz da bir vakıadır. Dolayısıyla, himmet sahamızı olabildiğince geniş tutarken, gücümüzü, kabiliyetlerimizi, her türlü sermayemizi etki ve gayret alanımıza sarf etmeli, daima yapma veya inşa ve tamir, yani müsbet hareket içinde olmalı, merakımızın bizi etki ve gayret sahamızın dışında lüzumsuz ilgilere çekmesine müsaade etmemeliyiz.

   Himmeti olmayanın gayreti olmaz; inşa ve tamir adına gayreti olmayan, bütün enerjisini, gücünü, kabiliyetlerini, her türlü sermayesini ilgi ve merak alanına sarf eder. Yaptığı müsbet bir şey, ortaya koyduğu bir eser olmadığı gibi, gayret sahiplerini sürekli tenkit etmekle, konuşmakla, bağırıp çağırmakla vakit geçirir. Böylece, gerçekten bir şey yapıyormuşçasına vicdanının sesini susturmaya ve kendini, ispat-ı vücut etme kompleksini tatmine yönelir.

 

  Müslüman, sadece Lübnan, Filistin, Irak ve Afganistan’daki Müslüman mazlumlara değil, dünyanın her tarafındaki müslim-gayrimüslim bütün mazlumlara yardım etme, gerekirse tek bir mazlum için bile savaşma sorumluluğu altındadır. Ama bu sorumluluğu ifanın pek çok cepheleri vardır. Bu cepheleri tayin eden ise, önce her Müslüman için söz konusu olmak üzere kalbî ızdırap ve dualarımız, sonra da fert fert etki ve gayret sahamızdır. Dünyanın en batısında İslâm adına ayağına bir toz bulaşan bir Müslüman, bazen dünyanın en doğusundaki mazlum bir kardeşine birlikte bulunduğu Müslümanlardan daha çok yardım etmiş olabilir. Önemli olan, kâinat kadar geniş himmet sahası içinde her bir ferdin kendisiyle sınırlı gayret sahasını doldurmaya çalışmasıdır. Kalbî ızdırabı, duası ve böyle bir gayreti olmayan ise, Müslümanların derdinden söz etmemelidir.

07.08.2006


e-posta adresi:ali.unal@zaman.com.tr

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

13:28 - 12/8/2006 - yorum yaz


Sonraki Sayfa


Tanım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
Kategoriler
Son Yazılar
- Etki alanı, ilgi alanı mı?
- Unutulan coğrafyamız
- Güle güle Türkçe
- 60 yıllık sırrı açıklıyoruz: YÜCELCİ TÜRKLER
- Bizim 'Şark'ımız ne yana düşer?
- AYDINLARIN İHANETİ
- Karikatür
- Bir adam düşününüz ki...
- Belçika'daki "Türk köyü" Faymonville...
- Karikatür